28 Eylül 2016 Çarşamba

Kalem vs Stajyer



Yediğin her bir lokma basenlerinde yağ olsun inşallah seni avukat düşmanı müdür seniiiiii!!! 

O zamanlar stajyerim tabi bir şey bildiğim yok. Adliye koridoruna ilk düşüşüm. Allah düşürmesin. 

Mahkeme kalemi değil de köy kahvesine girdim sanki, hayatımın şokuydu bu, tabi icra dairelerini görmeden önce.

"Bu nedir lan" dedim içimden. Dosyaların bulunduğu dolabın üstünde piknik tüpü bile vardı. En asil duyguların insanıyım ben. Peki ne işim var benim orada?

Kendimi önce dışarı attım. Aman Tanrım? Gözlerime inanamıyor, yerlerinden oyup bu çirkinliği görmek istemiyordum. 

Cesaretimi toplayıp içeri girecekken, yemişim dosyasını deyip adliyeden kaçtım.

Dedim başkası baksın, dedi sen bakacaksın.

Bir hafta sonra işte yine aynı yerdeydim. Kaderden kaçamıyor insan. 

Ben diyeyim üç, sen de beş metrekarelik kalemden saydım tam onbir, ONBİR memur çıktı. İçerde gün yapmışlar. Kısırlar, börekler, kekler, çörekler... 

Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun bana dosyamı verin. Mübaşir yok, e sen ver, benim işim var, e ben alayım, olmaz size veremiyoruz.
Lan zaten aynı oda içinde bakacam dosyaya, beynamaz. 

Ordan çemkirdi. "Ne vardı". Dedim gülcemalini görmeye geldim. Dedi sen kimsin. Dedim The stajyer. Dosyayı inceleyip gideyim. Bekle stajyer işin ne? Verin dosyayı keke böreğe devam edersiniz. Popo kazan, kollar pehlevan. Her bir lokma basenlere baskı yapıyor, pantolon cırtlıyor, bedenler yetersiz kalıyor ama kimin umrunda? Vur kaşığı kısıra, vur çatalı böreğe...

Piknik tüpünde de çay demleniyor...





28 Temmuz 2016 Perşembe

Yeteneklerimi Sorgulama İstersen: İş Görüşmesi




Bir iş görüşmesinden daha hüsranla ayrılırken, İngilizce mülakatta bana, bizim için çok uygun olduğunuzu sanmıyorum diyen adama, son sıkımlık kurşun gibi "you have no idea how high i can fly" (Michael Scott) dedim. Hayalimdeki sahne "pazartesi gel başla" demesi iken, "klima çalışıyor, çıkarken kapıyı kapatırsanız iyi olur" cevabını almamla kapıyı aralık bırakarak çıkışım onlara tokat gibi cevap oldu. 

Tamam kişisel becerim olan 0'dan 10'a kadar İspanyolca saymak sizin için değer görmeyebilir ama sorarım, seksen milyonluk ülkede kaç kişi sayabiliyor? 

Günde tek öğünle harikalar yaratabiliyorum. Tek öğünümü de bilgisayar başında yiyorum. Bu öğün öyle bir öğün ki aynı zamanda beni hem mutlu ediyor, hem zihnimi jeneratör gibi aydınlatıyor, hem de bu öğün bir yandan bilgisayarda müzik dinlerken, diğer taraftan televizyonda haberlere göz atarken, üçüncü taraftan kanunu karıştırırken, dördüncü taraftan da dilekçe yazarken öğütülüyor. Seksen milyonluk ülkede daha sakız çiğnemesini beceremeyen var. 

Düşünsene yemek yerken bile iş yürütebilen, sigara içmediği için günde yarım saat sigara molasına çıkmayan, herkes öğle tatilini bir saate yaymış, tabldotunu kapan sıraya girmiş, üstüne kahvesini höpürdete höpürdete içmiş iken ben yedi dakikada yemek işini halledip geri kalan elli üç dakikasını yakındaki avm de alışveriş yapabiliyor ve üstüne kalan zamanla dinlenme odasına gidip kitabımdan bir bölüm daha bitirebiliyor isem yeteneklerimin sorgulanması? Hani vakit nakitti? Bu performansla şirkete saatte ortalama kaç TL kaç kuruş kazandırabileceğimin farkında mısınız?

İnsanlık ne zaman bu kadar öldü?